17 Ocak 2010 Pazar

Gerçeklik Karmaşası İçinde Yalnız Bir Ruh...

Ey kavgacı sevgi! Sevilen nefret! Ey hiçten yaratılmayan şey. Ağır hafiflik, ağırbaşlı uçarılık uyumlu biçimlerin, biçimsiz kargaşası. Yada siktir et dostum belki yaşamak budur ne dersin ha? Bu aşkın sonu karanlık ve uğursuz, ömür boyu bir lanet. Gün erken mi geldi o kadar? Belki de yeni doğdu, belki de sana öyle geliyor? Uzun geliyor bu kederli saatler artık. Gün bitmek bilmiyor. Ona uzak kaldığım her saniye bana koskoca bir gün olarak geri dönüyor. Uzaktan görünen narin aşk, bu kadar acımasız olabilir mi? Sevgi gözlerin bağlıyken bile görür ve yolunu seçer dilediğince. Hayat bu kadar kısa mı ? Yoksa yaşamak için çok mu çetin? Gözlerini özgür kıl ve başkalarına bak! Sana onca acıyı çektiren aciz varlığı anımsama bile..


Bir deliden bile fazla tutkunum ona. Aç kalmam sorun değil elbet doyarım, zindana kapatılmışım elbet çıkarım, kırbaçlanmışım suçsuz yere, yaralarım kapanır gider ama o? O en aciz olduğum şey. Onun yüzünden açta kaldım doymadım, onun için zindanlarda yattım ıssız gecelerde çıkamadım…binlerce kere kırbaçlandım onun yüzünden yaralarım hâla derin. Bulanık gözlerini aç! Karşılaştır sevgilini sana göstereceklerimle: Aslında kuğunun bir karga olduğunu o zaman göreceksin. Kör gözlerine onu görmeye çalış görebilecek misin?


O kadar körlüğün arasında bir koku duyacaksın, sadece ona ait bir koku. Kendini alıkoyamayacaksın bunun karşısında. Onu aramaya başlayacaksın, bulmak için o kör gözlerinle kendini harap edeceksin. Sonum yalnız bir erkek olmak mı yoksa? Ben bir aşığım ömür boyu onun aşkı ile yanıp onun aşkı ile yargılanacağım işlediğim günahlarla, affedilmemeyi göze alarak…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder