16 Kasım 2010 Salı

Gone With The Sin

"Kapatma ışığı...korkuyorum." diyordu her gece onun odasından çıkmamdan önce. Halbu ki o zaman kadar onun yanındaydım hep. Her gece beni çağırıyor sabahı ediyorduk beraber. Eskisi kadar gelemiyordum artık yanına, gün geçtikçe özlüyor ama bir yandanda hayıflanıyordum. Gitgide ona alışıyordum. Beraber karanlığın esiri oluyorduk bazen, bazen ışığın içinde ışık... Sevgilimin yanına gittiğimde hep kulağımda şu soru yankılanıyordu
"Where Did You Sleep Last Night?" O soruyu sormamasına rağmen o kadar derinlere sürüklüyordu ki beni...Ona sarılıp uyuyordum ama aklım"o"ndaydı... Üşüyor muydu? Korkuyor muydu bensiz? Ah gece bitsede ona gitsem...
Sabah oluyor uyanıyorum, aklımda, fikrimde...o var sadece. Onun olmayı bekliyorum...Dakikalar geçmiyor. Saate bakıyorum daha var çıkmasın. Yağmur yağıyor hafif, aldırış etmiyorum. Aldırış etmediğim yağmur hızlanarak artıyor. Hissetmiyorum bile. Günahlarımdan arınıyorum belki? Belki...En sonunda çıkageliyor. Islandığımı görünce gülümsüyor. Sarılamıyorum ıslanır diye, kıyamıyorum. Üşüyorum diyor, o an o kadar çaresiz olmak çok koyuyor, rastgele bir taksiyi durdurup atlıyoruz içine. Gülmeye başlıyoruz. Yağmurdan puslanmış taksinin camına saçma sapan şeyler yazıyoruz, derken omzumda uyuduğunu fark ediyorum. Şoförün bize nasıl imrenerek baktığını fark edince tebessümle gülümsüyorum. Geliyoruz , parayı uzatıyorum almıyor adam. Israr ediyorum, almıyor. Ağbi bari yarısını al diyorum. Utana sıkıla alıyor.


Eve geçiyoruz, üstümdekileri göstererek çıkartta ısınalım, bak senin sevdiğin film başladı tv de diyor. Saate bakıyorum " Oh daha vaktimiz varmış" diyerek avutuyorum kendimi. Bana aldığı kazağı giyiyorum, sarılarak filmi izliyoruz. Arada filmi bırakıp onu izliyorum. Duyduğum, hissettiğim şeyler beni bir süre bu dünyadan alıp götürüyor. Derken gitme zamanı geliyor. Eller ayrılmak istemiyor ama...Gitme zamanı!


Evime geliyorum. Sessizlik hakim...Etrafa bakınıyorum o nerede diye? Her zamanki bağırışları ile ortalığı yıkan yaratık nerde diye? Ses seda yok, merak ediyorum etrafa bakıyorum yok. 1 gün 2 gün geçiyor yok...Hadi onu geçtim diğerindende ses seda yok. Çıldıracak gibi oluyorum. Tam evden çıkıcam işe gidicem, geçen günkü taksiciye rastlıyorum. Biraz tebessümle alıyor beni arabasına, yolda giderken sohbet başlıyor 
"Hayırdır bugün moralin bozuk gibi?" 
-Aşk, meşk işte abi...
"Anladım oğlum..."
-Öyle işte.
Taksici aniden arabayı sağa çekip kapıları kitliyor.
"Korkma sana bir şey yapmıcam, sadece şunu izle"

-Ppeeki diyorum titreyerek ve izlemeye başlıyorum. Geçen taksideki görüntüm...ama? nasıl olur? Sadece ben varım...nasıl olur?! Yıkılıyorum orada...ağlasam mı üzülsem mi gülsem mi bilmiyorum...ağbi bi sigara ver diyorum umutsuzca...yakıp veriyor sigarayı. Ben neyim ? diyorum ona...ne olduğunu bilmiyorum ama ne olacağını biliyorum diyor kararlı şekilde...işte o zaman anlıyorum aşkı anca böyle kendi içimde yaşayabileceğimi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder