5 Kasım 2010 Cuma

Karanlık Ve Işığa Özlem



Hava karanlıktı, puslu bir hava hakimdi geceye. Sigarsını yakıyordu, karanlıkta kendini belli edercesine. Gecenin karanlığında ilerlemeye başlamıştı düşünceleriyle beraber. Karanlık artık o kadar korkunç değildi. Gaipten sesler duymaya başladı, ilk başta önemsemedi , ses daha çok ısrar etmeye başlayınca dayanamadı. Karanlık artık daha çekiciydi. İlerledikçe daha çok sevdi karanlığı...ve daha çok korktu ilk defa.

Böylesine çekici gelen şey nasıl karanlık olabilirdi? Yaklaştı ona...eskisinden daha yakındı.
Yaklaştığı an bunun büyük bir hata olduğunu anladı ama artık çok geçti... En olmayacak şeyi yapmış ve karanlığa ait olmuştu.
Çıkmak istiyor ama çıkamıyordu.Aklı, yüreği git gide karanlıkla kaplanmaya başlamıştı. Geçmişteki acılar? Artık daha önemsiz geliyordu. Hele o yaşadığı lekeli aşk...Onu en derinden etkileyen şey burada etkili değildi...Burada kalmaya karar verdi. Herşeyden, herkesten soyutladı kendini.

Aradan uzun bir zaman geçti. Karanlık ve uzun yıllar. Geçen senelerden o artık karanlığın esiri olmuş aydınlığa hasret kalmıştı. Derken ; hiç beklenmedik bir anda bir ışık hüzmesi belirdi, hasret kaldığı ışık artık yakınındayıdı. Avuçlarının içine aldı oldu. Ellerinden dışarı çıkmasını izledi saatlerce. O kadar mutluydu ki bu anı yaşarken...Onca karanlık geçen yıllardan sonra en sonunda telafi edebileceği bir şey olmuştu.
Aslında karanlık mıydı onu kendine çeken? Yoksa kendi miydi? Yıllarca süren acınacak yaşamı en sonunda bir anlam bulmuştu.
Onu yitirmekten o kadar çok korkuyorduk; bir an için avuçlarını aralamıyordu...ona başkasının bakmasını istemeyek kadar bağlanmıştı.

Zaman zaman zaman... o kadar çok zaman geçti ki; o ışıkta sönmeye yüz tuttu..son demlerini yaşıyordu onun ellerinde...avuçlarını araladı ve son kez ona bakmaya çalıştı...sönüyordu...onunla beraber yavaş yavaş...içini bir huzur kapladı...bu yaklaşan daha çok ışık mıydı? yoksa ölüm müydü? Işık söndü ve bu ölümdü...Uzun süre beklenip kısa sürede yitirilmiş bir şeydi ve rüyadan uyandı.
Nefes nefeseydi, bir rüya bu kadar gerçek olabilir miydi? Yoksa uyandığı bir rüya değil miydi?
Kahvesini yudumlarken onu düşündü, ışığını...ne kadar gerçekti, evet gerçek olmayacak kadar güzeldi belkide...

Aç karnına çivi etkisi yapmıştı kahve.. ama aklındaki düşüncelerine engel olamamıştı maalesef..
Hergün onu düşünüyordu. Onu görmek için uyuyordu her gece, her sabah aynı hüsran...Işığa hasret kalmıştı artık...umudu kestiği an , artık yaşamasının bir önemi olmadığını anladı. Acısız bir ölüm olacaktı. Hazırladı kendini buna. Evet, ölüyordu, yavaş yavaş...ve sessiz. O da ne? Görünen şey? Işık mıydı? Evet onu orada bekliyordu...Daha fazla ışık..Evet! O olmalı...

1 yorum: