2 Kasım 2010 Salı

Ruh'um...

Karanlık bastırdığında dünyama, ölüm daha çok yaklaşmıştı sanki...Zaman durmuş hayat durmuş sonun geldiğini anlamıştım.

Beklediğim son böyle değildi elbet. Son gelmişti ama.

Geçirdiğim hayatı düşündüm, acı dolu bir hayattı. Kendimde sonra erdirmeye düşünmüştüm aslında.

Derken ; bir ışık belirdi yukarıdan, bütün karanlığı yok edercesine,tanrılardan bir hediyeymiş gibi...

-Zamanım geldi mi?
-Daha değil çocuk, daha değil.
-Eee ama..peki bunlar ne?
-Ölüyorsun, farkında değil misin?
-Öyle mi...
-Dön bir kendine bak...silinmek üzeresin.
-Ama..bu ben değilim?
-Sensin. Gerçeksin, en az benim kadar, aldığın nefes kadar...
-Ölecek miyim?
-Ölmen gerekirdi. Belki seni hala burada tutan şeyler var. Belki bir lekeli aşk belki önemli birisi yada bunları boşver belkide sensindir bu.
-Ben kendimde miyim onu bile bilmiyorum doğrusu...
-Gözünü aç! ve etrafına bak, ölüyorsun...son demlerin bunlar.

Dediği gibiydi...ışık gitgide uzaklaştı ve çıktı dünyadan.

Can çekişmeye başlayan kendi miydi? Ruhu muydu bilmiyordu ama ölecek biri olduğu kesindi.

Ölmeye başladı...Öldüğünde neler olacaktı? Ruhsuz bir insan mı? Özgür bir ruh mu?

Aradan günler geçti. O karanlık hala semadaydı...Ortada görünen bir ışık hüzmesi vardı...Orada onu birisi bekliyordu. Geç kalmıştı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder