29 Kasım 2010 Pazartesi

Seize The Day

O an anladım işte. Boştu. Her şey... Hayatım, insanlar, yaşamlar, ruhlar ve bilimum şeyler.


Neden bomboş yaşadığımı düşündüm.


Düşündüm, düşündüm....


Ortak bir karar veremedik. Tek bildiğim böyle yaşamayı seçmiş olmamdı.


Yanımda kimseyi götürmedim.




Gelmelerini istemedim.


Kendi yalnızlığımda boğulmayı tercih ettim.


Ne hissettiğimi söylemem.


Merak ediyor musun? Neden böyle yalnız kalmayı seçtiğimi?


Kime dokunsam donuyor adeta.


Kırmızı bir gül düşün. En kırmızısından. Gördüğün en güzel kırmızı gül olsun. Hatta şahane kırmızı gül diyelim ona.


Ona dokunduğum an simsiyah olduğunu görüyorum.


Güzel şeyleri mahvetmekte üstüme yok.


Belki de insanlardan o yüzden uzak duruyorsundur dedi iç ses....


Hak verdim.. öylesine korkuyorum ki onları kaybedeceğim diye...


Olmayacak, asla gerçekleşmeyecek hayallerin sönüp gitmesinin düşüncesi bile üzüntü vermekte...


Görmek isteyipte; göremediklerimin yok olmasını seyretmek...


Ben de isterdim, onlara güvenmeyi, sevmeyi yeniden aşık olmayı. İliklerime kadar onları hissetmeyi.


Şuan tek hissettiğim "Soğuk" . Herşey donmuş bir şehir gibi. Hayat belirtisi yok, belki bir tık iki tık. Üçüncü yok.


Bazen aralanıyor buzul...Güneş giriyor az da olsa ama o da vazgeçiyor bu mücadeleden.


Güneş gibi niceleri denedi bunu. Kimisi denemeden önce vazgeçti...işte bu da onu karanlığa mahkum etti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder