23 Aralık 2010 Perşembe

Ay

Uzaklardaydım, herkesten uzak. Kendi fikrime ait olan bu yerde mutluydum.

Sevmediğim şeyler bile daha iyi geliyordu artık, patlıcan bile.

İçime çektiğim hava daha temizdi.

Gökyüzü daha berraktı.

Su; her şeyden güzeldi.

Şarap bulamamıştık maalesef bu dünyada. Onu da su ile hayal edip tecrübe ettik. Kafası iyi değildi maksat içmekti.

Aradan zaman geçti yalnızlık baş gösterdi. İnsanlığın en büyük sorunu. Ben de insandım doğal olarak. İlk başlarda önemsenmiyecek gibi görünse de sonralarda umutsuz bir hâl almıştı. Aranılmaya başlandı bu " boş " dünyada...

Yollara düşüldü, bir umut benim gibi birisi vardır diye. Orada bekliyordu biri. Seçemiyordum, diri mi ölü mü?

Yanına yaklaşınca ürktü, sanırımı ikimiz de neden burada olduğumuzu biliyorduk, yol boyunca konuşmadık, berrark gökyüzü karardı, hava soğudu. Hâla tek kelime etmemiştik. Kelimelere de gerek yoktu aslında. Gözlerimiz ele vermekteydi. Çekingenlik, merak ve diğerleri...

Gel diye işaret ediyorum yanıma, duymamazlıktan geliyor ilk başta, ısrar edince gelmişti.

Üstümüzde bir çatı yoktu. Tek çatı, gökyüzü idi. Yıldızlar el uzatsak dokunacağımız türden yakındı bize. Bütün gece uyumadan onları izledik, sonsuzluğa ulaşmayı diledik onlar gibi. Düşmemeliydik tabi. Güneş ortaya çıktı, haliyle yaktı bizi biraz. Demek ki güneşe yakın olmamalıydık. Ay vardı yine. Gece bizi ısıtan oydu demek ama gündüz de vardı. Bembeyazdı üstelik.

Yalnızlık böyleydi işte. Paylaşılınca güzeldi her daim. Paylaşılacak kişiyi bulmaktı sorun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder