28 Şubat 2012 Salı

Somewhere Over The Rainbow

Sanki gökyüzü yarılmıştı da, hıncını çıkartıyordu geçen yılların.


Ya da Tanrılar ağlıyor da olabilirdi.
Bir yitirişin ardından.. Ağlıyor olabilirlerdi lâkin.
Her yağmur yağdığında hayatımın dönüm noktaları oldu.
Bir aşkı yitirdiğimde oldu genelde.
Sanki içimdeki ölüyü onlar yıkadı.
Yada içimdekiler aktı gitti yağmurla beraber...






Güneşle yıkanan çorak topraklar vardır, bilir misin? Orada yağmur damlaları yeni doğmuş bir bebeğin hevesiyle beklenir. Gelir ve gider. Gider, belki de gelir. Ya da gelmez. Belki de hiç gitmemiştir.. Yağmur bu, damlaların nereye düşeceği belli olmaz.


Bazen hayatının tam ortasına düşer, bazen kanayan avuçlarına düşer, bazen de yanağındaki yaşa eş olur. Fark eder mi? Yağmur bu, nereye düşeceğini sormaz.


Şu an Anathema ısrarla ''Back down to earth'' diye bağırıyor, sanki ağıt yakıyor. Hepimizin döneceği yer kendimizdir aslında. O dünya der, sen kendim dersin. Ne diyorduk.. Hah, yağmur. Hiç uzaktan bir şehre bakıp yağmurun trafiği nasıl da kötü etkilediğini gördün mü sen? Görmüşsündür. Bazen o yağmur damlaları gibi biri düşer içine, düştükçe, içine dolmaya başladıkça seni kaosa götürür. Kırmızı ışıkmış, yeşil ışıkmış dinlemezsin. O yağmur damlalarının arasında yüzmek için her ışıkta geçersin. Sonra bir anda kaza yaparsın, bam! Biri sana çarpmış ya da sen birine çarpmışsın fark etmez, olan olmuştur. Darbe almışsındır, hava yastıkları tam da şişmesi gereken zaman da seni yarı yolda bırakmıştır. Son bir can havliyle nefes almaya çalışırsın, dudaklarından içeri yağmur damlaları süzülür. Kanarsın.. O kadar ağır yara almışsındır ki oluk oluk kanarsın. Yağmur iyice şiddetlenir, sanki küfür ediyormuşçasına bütün caddeyi yalar yutar.


Son yuttuğu ve silip götürdüğü şey ise; senin yere düşen hayat sıvındır, kanındır, canındır...


Yağmuru bekleme, yağmur yıkıcıdır. Onarmak yerine, tahrip eder. Gök kuşağını sev sen, o güzeldir. Güneşi sevmesen de gök kuşağını sev. O güzeldir.


Little Miss Sunshine.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder