3 Eylül 2018 Pazartesi

Hiç.

En son 2 yıl önce yazmışım. O 2 yılda kişisel gelişimimi tamamlamaya çalıştım. o 2 yılda bir şekilde bu hiçliğin içinde kendimi bulmaya çalıştım. Çok insan tanıdım, çok kadınla beraber oldum, bazıları o hiçliğime yaklaşmaya çalıştı ama sadece çalıştı. Dokunmaya çalıştıkları an yok oldular ve gittiler.

Şuan bu satırları yazarken arka planda Tool- Parabola çalıyor. Orada bir söz var ;

"this body. this body holding me. be my reminder here that i am not alone in
this body, this body holding me, feeling eternal all this pain is an illusion...
of what it means to be alive"

"Bu beden, bu beden beni tutuyor, bana hatırlatıyor bu bedende yalnız değilim, Bu vücut, beni tutan bu vücut  sonsuz hissediyorum bütün bu acı hayatta olmanın bir illüzyonu"

2 yılda çok insan harcadım. Sanki bir sigara paketindelermiş  gibi. Her nefes aldığım biraz daha tükendiler ve sonunda izmarit haline geldiler. Bazılarının izmaritini yere attım, bazılarının kül tablasına. Herhalde kül tablasına attıklarıma daha çok değer veriyordum.

Mesela bir kadın vardı, gözlerine baktığım an onun yıkımım olacağını ve mahvedeceğini görüyordum. Ona rağmen ona yaklaştım, sanki vücudu ateşten yapılmıştı ben ise buz. Onu her öptüğümde buzlarım eriyordu onun da ateşi bir nebze azalıyordu. Bu zıtlık ilişkisi bir yere kadar gitti tabii. O sönmeye ben erimeye başladığım an terk ettim. Arkamdan dönmedi tabii.

Bir gece, dolunayın olduğu bir gece. Galiba o günler rastgele de olsa böyle seçiyorum, sahilde yürüyorum. Saat 00.00'da başladığım yürüyüş saatlerce sürdü. Yürürken düşündüm.

Aslında ben hiçlik miydim? Hiç olarak doğuyoruz. Adımız, dinimiz, siyasi görüşümüz ve tercihlerimiz olmadan.

Yıllar geçtikçe o hiçlik yavaş yavaş kayboluyor. Önce bir isim koyuyorlar bize. Sonra dinimiz belirleniyor, ilerleyen yıllarda siyasi görüşler ve tercihlerimiz beliriyor. Bizim en mutlu olduğumuz an bana göre o hiçlik zamanları. Ne endişe edeceğimiz bir siyasi görüş ne de bizi sarması gereken bir din var. Ne bileyim faşist değilsin, sosyalist değilsin, vegan değilsin, etçil değilsin kısaca hiçbir şey değilsin.

Hiçliğinden kurtulmaya başladığın an sorunlar baş gösteriyor. Tercihlerini ona göre yapmaya başlıyorsun.

Hayatın şekilleniyor. Okuduğun okul sana bir şey katıyor, iletişim kurduğun birisi, ilk sevdiğin kadın-erkek. Behzat Ç'de bir söz vardı ;

"Her temas iz bırakır"

Öyle de oluyor. Tanıdığım her insan bende biraz iz bıraktı. Soyunduğumda aynaya bakıyorum ve onların el izlerini görüyorum. Bazıları popomu daha çok seviyordu tabii.

Ben bir kadınla tanıştım. O kadında kendimi gördüm. O yıkılmışlık o tükenmişlik. Gözleri çok güzeldi, denizin akşam üstü köpürdüğü bir an olur. Özellikle burada, Kuşadası'nda. Lacivert desen değil mavi desen değil. Onu ilk gördüğüm an gözlerinde kayboldum ve hala çıkamadım sanki. Dudağını ilk öptüğüm an, 2 yıldır atmayan, çalışmayan kalbim çalışmaya başladı sanki. Bir anda daha hızlı kan pompalamaya başladı, kendimi daha mutlu daha enerjik hissediyordum. Onun o ipeksi tenine dokunmak sanki ruhani bir aydınlanmaydı.

Günler geçti, o benim hiçliğime gelemedi. Gitmek istedi ve gitti.

Yılları çok net anımsıyorum. Bunun tanrının bana verdiği bir ceza olduğunu düşünüyorum. Onla ayrıldığımız günü o kadar net hatırlıyorum ki, yağmurlu bir Eskişehir gününde, onu dudağından değil, dudağının kenarından öperek bırakmıştım.

Çünkü dudağını öpseydim gidemezdim. Velev ki gittim. Aradan yıllar geçti. Ben yine kayboldum kendi içimde. O dışarda bir yerdeydi. Hala oralarda bir yerlerde gerçi. 

O zaman 20'li yaşlara yeni girmiştim.

Şuan 30 yaşındayım. Aradan geçen bu 10 yıl diğer beni öldürdü ve yenisi ortaya çıktı. Her yıl düzenli olarak ölüyorum aslında. Lanetlenmiş bir prometheus gibi. O her gün ölürken ben her yıl ölüyordum. Deri değiştiren bir yılan gibi de görünüşümü değiştiriyordum. Saçımı uzundu ondan ayrıldığımda, ondan ayrıldıktan sonra o güzel saçımı komple kazıttım. Onun bu saça dokunmuş olma hissi beni üzüyordu. Aynaya baktığımda artık temizlenmiş hissediyordum. 

O gitmişti. Ben yeni hiçliğimde dolanıyordum.

Ben bir kadınla tanıştım.

İzmir'e, benim en nefret ettiğim yere gittim onunla görüşmek için. Orada o kadar kötü anım vardı ki. Onun varlığı beni o şehre bağlıyordu. Onu görmedim, ayak seslerini duydum ilk. Hani olur ya, her şey susar bütün sesler kesilir ve hayat daha yavaş akmaya başlar, o gelenin o olduğu o kadar barizdi ki. Ayak seslerini duydum, topuklu bir bot giymişti. Saçları kestane gibiydi. Kokusu.. kokusu ise anlatamam onu. Sanki en kutsal en gizli bir esans gibiydi. Bana sarıldığı an burnum saçlarına gitti. o kokuyu daha çok hissetmeliydim. O koku daha sonra benim yine hiçliğimde kaybolmamı sağlayacaktı.

O insanla inişli çıkışlı tam 6 yıllık bir münasebetim oldu. Buna denecek en iyi tanım bu. "münasebet"

Ona bakarken bazen içini görüyordum. İçindeki "onu". O kadar saftı ki. Eğer onu avucuma alırsam ellerimi yakacak derecede bir saflıktı bu.

Aradan yıllar geçti, biz hep kaybolduk. O kayboldu ben kayboldum.  Tam 450 gün görüşmedik ve sonunda birbirimizi bulduk. Hiçlik, her şey ile karıştı tekrar. Ben ne kadar hiçlik isem o bir o kadar her şey idi.

Her şeyden birazdı. 

O kadınımdı.
Ama değildi de.
O kaybolmuş çocukluğumdu.
Ama değil de.
O dokunmaya kıyamadığımdı.
Ama değil de.
O gülümsememdi.
Ama değildi de.

Bunların hepsini bana yaşatandı. Ben ne zaman kaybolsam onu limanım olarak görürdüm. Böyle kayalı bir limanda, minik bir deniz feneri bulunan liman. Ne yaparsam yapayım kimle olursam olayım o limana dönüyordum. Yaralarımı sarardı, onarırdı beni. 

Ben bu sefer bir kadınla tanışmadım.

Kapadım kendimi insanlara. Bir şekilde soyutladım. Yola düştüm bu arada. Yol bana öğretti. 

Hani o bizim yeni yetme çakma hippielerin sözü var ya " Mutluluk paylaştıkça  çoğalır"

İşte ona inat paylaşmadım kimseyle mutluluğumu. Ben zaten zor mutlu oluyorum, bir de onu hak etmeyen, ağzıma sıçacak biriyle neden paylaşayım? manyak mıyım ben?

Otostop çektim, otogarlarda yattım, -30 derecede bir mat üzerinde uyudum. İliklerime kadar üşüdüm.

Binlerce kilometre yaptım, yeri geldi 3 gün yemek yemedim. Hiçliğimde o kadar mutluydum ki, beni bıraksalar yine öyle yaşardım.

Saçım yine uzadı, sakalım da öyle. Yıllar beni daha aksi bir adam yaptı. Daha inat bir adam yaptı.

Hiçliğimde kaybolurken benliğimi de kaybettim. Aynaya baktığımda suratsız ve duygusuz bir varlık görüyorum. Daha mutlu muyum? evet. Tüm o safsatalara rağmen mutluyum. Coldplay'in bir şarkısı vardı. 
https://www.youtube.com/watch?v=qhIVgSoJVRc

Klibinde bir insan zamanla siliniyordu. Ben sonunda onun acı dolu suratını kendime uyarladım ve eğer yok olursam bunu gülerek başaracağımı hayal ettim. Evet ben artık yok oldum. Yanan ve biten bir kibrit gibi. Artık yokum veya yoktum.

Yazımı sonlandırmaya yakınlaşıyorum artık. Beynim bu gece daha iyi çalışıyor, artık daha sık yazacağım.

30 yaşıma girdiğim şu günlerde hayat beni daha sert daha duygusuz ama daha net bir insan yaptı. Hiçliğimde kendimi buldum, bazılarını o hiçlikte kaybettim, bazılarını o hiçlikte unuttum.

Artık yolumda tek başımayım. 

Peki siz?






































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder